7 Kasım 2011 Pazartesi

bir şeyler var





kırılan kalpler var


onarılmayı beklerken daha da kırılan


kırılan ümitler var,


sonu taşıtır insana...


hor görülen duygular var,


kasırgaları da barındıran.


bir de çaresiz kalmış son cümleler var,


git demek kadar üzücü,


son demek kadar çaresiz....




(ekim ikibinsekiz)




Mehmet Beydemir













15 Ekim 2011 Cumartesi

Kur’an’ı yaşayan bir neslin inşası için “Kur’an’la Yaşayanlar”




HAYATIMIZDA BİR çok şey yer edinmiş vaziyette. Kitaplarımız, albümlerimiz, aksesuarlarımız, bilgisayarımız, mobil telefonumuz hayatımızın olmazsa olmazları haline büründü. Onlarsız bir yaşam düşünemez hale getirilerek, çaresizliğe itilmek isteniliyoruz.

Oysa hayatımızın bir parçası hâline getirdiklerimiz yani sahiplendiklerimiz bu kadar alakaya matuf mudurlar? Bizim diye sahiplendiklerimiz için gönlümüzde yer edinmeye gerek var mıdır?

İnsanın dünyaya dair çekişmeler yaşadığı bu dönemde, hazinelerin en güzeli, ahiretimizin kurtarıcısı Kur’an yetişiyor. Ve Kur’an’ın buyurduğu üzere: “Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır.” (*1)

İşte Kur’an’a matuf bir neslin inşası için bizlere örnek olan Efendimiz (s.a.v.), sahabeyi güzin, tabiin, islam coğrafyasının parlayan yıldızları yani hikmet ehlinin yaşayışlarından haberdar olmak istemez misin?

Kur’an’a muhatabiyetimizin vasatta olduğu modern dünyada, Kur’an’la alakadar olmamızı, Kur’an’la sağlam bir irtibat kurabilmemizin yol ve yöntemine nasıl varabiliriz? Kur’an’ın inbiğinden süzülen hakikatleri, hayatlarının bir parçası haline getiren Kur’an sevdalıların yaşayışlarına, Kur’an’la muhatabiyetlerine haberdar olmadan mümkün görünmüyor.

Metin Karabaşoğlu’nun Nesil Karakalem Yayınları’ndan çıkan Kur’an’la Yaşayanlar, Kur’an’la yaşayan, Kur’an’la nefes alıp veren İslam büyüklerinin hayatlarını önümüze sunuyor. Bizleri hayatlarıyla ışık tutan bu hasbi ruhların, İslam semasındaki parıltılarını seyretmeye çağırıyor.

Karabaşoğlu, bu mümtaz şahsiyetlerin Kur’an’ı nasıl anladıklarını, ve insanlığa nasıl anlattıklarını ve hayatlarına nasıl tatbik ettiklerinin nüanslarını sunuyor. Rabbimizle direk irtibat kurduğumuz Kur’an, hayatın inşası için rehber olarak dururken, hayatlarını Kur’an ve sünnet üzerine yaşamış mümtaz şahsiyetlerin Kur’an rehberliğindeki hayatlarını gözler önüne seriyor .

Karabaşoğlu’nun Kur’an’la Yaşayanlar adlı eseriyle; Kur’an’la irtibatsız olanlara irtibat kurabilmenin yollarını, Kur’an okumaları gerçekleştiren okuyucularının bu okumalarının verimli bir şekilde sağlayabilmesi ve hayatlarına tatbik edebilmeleri için yaşayan örneklerin izninde gitmemizin gerektiği üzerinde duruyor.

Kimi zaman asr-ı saadette bizleri götürerek Efendimiz (s.a.v)’in Kur’an ahlakından inciler seriyor, kimi zaman da ashabı güzinin Kur’an’ın bir ayeti üzerinde derinlemesine tefekkürünü, kimi zaman da tabiin veyahut hikmet ehlinin Kur’an’la gelen kulluğunun terennümlerine tanık ediyor.

Kur’an’la Yaşayanlar, yaşamlarını Kur’an için feda etmiş fedakar insanların hayatlarından portreler sunuyor. Ve bizleri yaşamın kıyısında duran bu insanların, nasıl iman abidesi hâline geldiklerini ve insanlığın kurtuluşuna nasıl vesile olduklarını kitabın satır aralarında okuyucularına sunuyor.

Kur’an’la yaşayanlar, Kur’an’la yaşlananlardır aynı zamanda. Hayatlarını Kur’an’ı Mûbin’le hayatlandırıp, ömrün son raddesine değin mus’hafaya gözyaşı dökenlerdir.

Karabaşoğlu’nun Kur’an okumalarımızda rehber edineceğimiz bu eseriyle, Kur’an temelli bir hayat için okuyucularına Kur’an okumalarına davet ediyor. Kur’an’ı okuyup geçmeden, ayetler üzerinden başlayıp Kur’an’ın bütününe dair derin bir tefekkür ve sonrasında derin bir tezekküre davet ediyor.

Kur’an’la Yaşayanlar bize Kur’an okumalarında ışık tutacak. Kur’an’ı zaman ve mekana sınırlamadan okuyabilmeyi ve anlamlandırabilmemize olanak sunacak.



*1. Tevbe, 111. ayet

Mehmet Beydemir

http://www.karakalem.net/ 'te yayınlandı.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Medeniyetin Arka Sokakları Üzerine...



Medeniyetlerin boyut değiştirdiği günümüzde, insanı anlayabilmenin güçleşebildiği zaman dilimlerine tanık oluyoruz. Debdebenin, lüksün egemen olduğu medeniyetler inşa ediyor; insanları o medeniyetin elbisesine sığdırmaya çalışıyoruz. Sığıştırıldığımız elbiselerin desenleri farklı farklı olsa da, zedelenen insanlık kumaşı…


Medeniyetin lüks caddeleri, apartmanları, vitrinleri gözlerimizi boyarken; medeniyetin arka sokaklarındaki insan manzaraları, köhne yapıtlar içimizi kanatıyor. Bu karmakarışıklık karşısında ne yapabileceğimizi, hangi tarafın yanında durmamız gerektiğini hususunda şaşkın haldeyiz.

Modern zamanların dayattığı seküler yaşam, varlığı tanımlamada problemli bir bakış açısı önümüze seriyor. New York’un, Londra’nın, Paris’in, İstanbul’un lüks sokaklarındaki debdebeli yaşamın kıyısında duran insanlar, bu caddelerin arka sokaklarında yaşanan sefaleti, izbe görüntüleri görmezden geliyor.

Zihinlerimizde, kalplerimizde modernitenin kıskacı altında. Hiçbir şeyi göremez haldeyiz. Yanı başımızda olup bitenler vicdanlarımızda makes bulmuyor. Kalplerimiz medeniyetin lüks caddelerindeki vitrinlerine ayarlanmış, gözlerimiz gökdelenlere takılmış bir vaziyette. İnsanlık elbisesini çantamızda taşır vaziyette, modernitenin elbisene bürünmüş bir halde yürüyoruz medeniyetin sokaklarında…

Modern hayatın mengenesinde sıkışan insanlığın bu içler acısı halini, batılı veyahut Turani bir bakışın gölgesi dışında, Kur’anî bir perspektifte, hikmet yüklü cümleler sunan bir kitap kaleme alındı.
Yazar Metin Karabaşoğlu’nun kaleminden Nesil Karakalem Yayınlarından çıkan ‘Medeniyetin Arka Sokakları’ modern hayatın mengenesinde sıkışan insanlığa; medeniyetin arka sokaklarındaki yaşamları hakikatin örgüsünü kurarak biz okuyuculara sunuyor.

Kitapta Karabaşoğlu, medeniyet diye bize sunulanların berisindekileri okumaya, istila edilmiş insanlığın vicdan adasını kurtarmaya çağırıyor. Bize gösterilmek istenenin ışıltısına kapılmadan, medeniyet hegemonyasının arka sokaklarını da temaşa etmemiz gerektiğini üzerinde duruyor.

Karabaşoğlu, kimlik bunalımı yaşayan insanlığa, ‘biz‘ kimiz sorusunu yöneltiyor. Vicdan kamerasından iç okumalar gerçekleştirmek gerektiği, na’büdündeki ‘nun’ sırrınca, ümmet olabilmenin gerekliliğini dikkatlerimize sunuyor. Günümüzde kuvvetin iktidarın göstergesi olarak lanse edildiği dikkatlere çekerken, Hz. Ali (r.a)’nin nasiplendiği kuvvet hakikatine, mazhar olma cehdine sahip olabilmenin nüanslarını sunuyor.
Yazılı ve görsel medyanın sunduğu insan profillerine dikkat çekerken, düşmüş olduğumuz durumun içler acısı hali üzerine düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Karabaşoğlu, insanlığın kategorize edildiği, hakikatin dengesinin hiçe sayıldığı bu çağda, mü’mince duruşun kodlarını da bu kitabın satır aralarında bizlere sunuyor. Karabaşoğlu’nun;‘New York’a teslim olmuş bir akılla Medine’yi tekrar kurmak mümkün değildir’ derken ‘modernitenin kıskacındaki müslüman portresine’ karşı çıkıyor.

Medeniyetin Arka Sokakları, Kur’ani bir bakış açısıyla, ‘bizim’ diye nitelendirdiklerimizin arka planını irdeliyor. Modern zamanda, ubudiyet çizgisinde durabilmenin önemi üzerinde duruyor.

Medeniyetin Arka Sokakları, dumura uğratılmış vicdanların, üstü örtülmüş hakikatlerin yeniden yeşerebilmesi için biz insanlığa yol haritası sunuyor.

Okunası, tefekkür edilesi bir kitabın satır aralarında yolculuk etmek isterseniz, Medeniyetin Arka Sokakları’nda yürüyüşe çıkmaya hazır olun.

Mehmet Beydemir